Ey Sevgili!…
Bir kez daha kırık dökük kelimelerle sana seslenmenin utancındayım. YüreÄŸim hasretinle paramparça.Gözlerim sızlıyor yüreÄŸimle birlikte, adını andıkça…İnsan görmeden sever mi? İnsan görmediÄŸini bu kadar delice özler mi?
Ey Sevgili!…
Acaba seni görenler, seninle aynı havayı teneffüs edenler, seninle aynı kaptan yemek yiyenler nasıl dayandılar hasretine? Bazen seninle birlikte yaÅŸamış olmak için tüm varlığımı vermeye hazırken, bazen ayrılığının acısıyla deliye dönmekten korkuyorum tüm varlığımla…
Ey Sevgili!…
Sahabelerin de dayanamadılar elbet senden ayrılmaya…Evinin önünde beklerken hiç birinin dizinde derman kalmamıştı.Hıçkırıklardan baÅŸka ses duyulmuyordu.Bir ara Hz. Ömer (r.a.)’in gür sesi duyuldu bu hıçkırıklar arasında.”Kim Hz. Muhammed (s.a.v.) öldü derse,kellesini uçururum.”diyordu…Sonra Hz. Ebubekir (r.a.) geldi o tertemiz, pak vücudunun yanına.Bilmem ki senin en sadık dostunun acısını anlatmaya yeter mi kelimeler?Bir ara naaşının dudaklarının kıpırdadığını ve “Ümmeti, ümmeti” dediÄŸini iÅŸitti…( Bu ne kadar büyük bir sevgi Ya Resulallah(s.a.v.). Layık mıyız bu sevgine? Lâyık olmak için çabalıyor muyuz?)
Onların acıları kadar imanları da büyüktü. Hz. Ebubekir(r.a.) dışarı çıkıp: “Kim Hz. Muhammed’e (s.a.v.) tapıyorsa bilsin ki o öldü.Kim Allah (c.c)’a tapıyorsa bilsin ki,hiç bir ÅŸey yokken o vardı ve herÅŸey yok olsa da o var olacak.” dedi. Ve teslimiyyet…Biz de hiç olmayan haslet…
Ey Sevgili!
Hani mescide gelip,seni hep ön sıralardan dinleyen küçük bir çocuk vardı.Bir gün onu göremeyince nerde olduÄŸunu sordun sahabelerine! “Üzgün olduÄŸu için gelmediÄŸini” söylediler.Hemen kalkıp evine gittin.Ve “Üzgün olduÄŸunu duydum. KuÅŸun ölmüş başın saÄŸolsun.” dedin…
Ey Gönüller Fatihi!İnsanlığımız öldü, vicdanımız öldü,dürüstlüğümüz öldü, sevdalarımız öldü, ideallerimiz öldü, ülkülerimiz öldü…Bize de gel ne olur!Gel ve hayat ver yeniden, ölmüş sinelerimize!Bir güneÅŸ gibi doÄŸ ve aydınlat bu karanlık sinelerimizi!Gel ve dünyalık telaÅŸların istila ettiÄŸi gönüllerimizi yeniden fethet!Kurban olayım! Gel ve cehennem çukurlarına yuvarlanmadan tut ellerimizden!…
Ey Sevgili!…
Hani bir gün sahabelerinle sohbet ediyordun.Hz. Ömer (r.a.) cahiliye döneminde yaptıklarından bahsediyordu.Küçük kızını diri diri topraÄŸa gömerken, kızcağızın “Babacığım paçaların toz olmuÅŸ.” diye temizlemeye çalıştığını söyleyince hıçkırıklara boÄŸulmuÅŸtun…Ve seninle birlikte herkes aÄŸlamıştı.”Bir daha anlat !” dedin Hz. Ömer’e (r.a.). O bir kez daha anlattı.” Bir daha anlat!” dedin…Defalarca anlattırdın ve aÄŸladın.İhtimal demek istiyordun ki “İşte bakın! İslamiyetle ÅŸereflenmeden önce böyleydiniz.”
Evet Ya Resulallah!İslamiyetten önce kız çocuklarını diri diri gömen insanlar,Müslüman olduktan sonra, ayak bileklerine küçük çanlar baÄŸlayıp geziyorlardı ki, yerde dolaÅŸan haÅŸereler sesi duyup kaçsın ve ezilmesinler…
Ey Sevgili!
Ey gönüllerimizin sultanı!Åžimdilerde senin “Neyi deÄŸiÅŸtirdiÄŸini “Küstahça soran bir kendini bilmezin,yerdeki haÅŸereler kadar deÄŸeri var mıdır acaba?
Ve ben bu sözleri duydukça ezilip, küçülüyorum,seni tüm dünyaya tanıtamadığım için…Eziliyorum, İslamiyetin son kalesi olan bir milletin ferdi olduÄŸum halde, bu kendini bilmezleri susturamadığım için…Eziliyor ve küçülüyorum huzurunda,bu sözleri edenlere bir özür bile diletemediÄŸim için…Özür diliyorum sana layık bir ümmet olamadığım ve seni tam temsil edemediÄŸim için…Özür diliyorum dünyaperestliÄŸim için…Özür diliyorum vurdumduymazlığım için…
Ey Sevgili!…
Kalbime Allah (c.c)’ın ve Senin (s.a.v.) sevginden baÅŸka sevgiler doldurduÄŸum için beni affeder misin?Bir kez olsun cemalini gösterip,vuslatının hasretiyle yanan gönlüme su serper misin? Bu halimle bile ÅŸefaatini dileniyorum senden…Bilmem ki bu periÅŸaniyetimle beni ümmetin olarak kabul eder misin?Bilmem ki mahÅŸerde gözlerim deÄŸer mi gözlerine? Yalvaran bakışlarıma acıyıp, bana da “Gel” der misin?
Ey Sevgili!…
Tut ellerimden…Tut ki edemem sensiz…
Alıntıdır.
Benzer Konular
Etiketler: ey sevgili, güzel sözler, resimli mektup, resimli şiir, sevgili, sevgiliye mektup
3 Responses to “Ey Sevgili”
Yorum Gönder
You must be logged in to post a comment.

Mayıs 2nd, 2010 at 2:18 am
emircan ve suat’a katılıyorum…
hislenişin hiç bitmesin
Mayıs 2nd, 2010 at 2:48 am
Sevgili Heybe,
içtenliÄŸinize gıpta etmemek elde deÄŸil. O’na (sav) layık olamayız ama hiç olmazsa Hacca giden karınca misali olabilir miyiz?
Mayıs 2nd, 2010 at 3:40 am
Bu yazılarınızı hangi halet-i ruhiye içerisinde ve nasıl bir ortamda yazıyorsunuz?Hayranlık duymamak elde değil gerçekten.Yüreğinizin en nadide köşesinden süzülüp gelen,gönüllerimize ateş düşüren,yürekleri kor gibi yakan bir samimiyetiniz,anlatım tarzınız(üslubunuz)var.Muhlis bir yürekten çıktığı ne kadar belli?Allah gönlünüze,yüreğinize ve kaleminize kuvvet versin.